Saint-Germain-des-Prés
Hoş geldiniz Saint-Germain-des-Prés, Paris'in en simgeleşmiş semtlerinden birine! 6. bölgede yer alan bu yer, Fransız tarzı tarih, kültür ve zarafeti soluyor. Taş döşeli sokakları, efsanevi kafeleri ve bohem havasıyla Saint-Germain-des-Prés basit bir semt değil: yaşayan bir efsane.
Tarih meraklısı, edebiyat tutkunu, müziksever ya da romantik bir gezintiye çıkmak isteyen biri olun, bu semt sizi büyüleyecek. Saint-Germain'in ruhuna dalmaya hazır mısınız? Rehberimize katılın!
Ancak önce sitemizin altın değerindeki ayrıcalığından faydalanın:
Bu site size Paris'teki gezilerinizi en verimli şekilde planlamanızı sağlayacak ücretsiz bir "Paris Gezi Organizatörü" sunuyor.
1/ Genel isteklerinizi belirtin (Müzeler, Kiliseler, Anıtlar, Parklar vb.),
2/ Organizatör size ilgili tüm bilgileri sunar,
3/ Ziyaret etmek istediklerinize tıklayın,
4/ Organizatör her gün için planlama sunar
5/ İsterseniz günlük gezilerinizi coğrafi olarak optimize ederek yorucu ve sıkıcı yolculukları önler.
Bunu sadece 5 tıklama ve 3 dakikada yapabilirsiniz. Ve gerçekten ücretsizdir. Kullanmak için tıklayın: Paris Gezi Organizatörü
Zengin ve hareketli bir tarih
Saint-Germain-des-Prés adını, VI. yüzyılda kral Clovis'in oğlu Childebert I. tarafından kurulan Benediktin manastırından alır. O dönemde semt, Paris surlarının dışında geniş bir çayırlık ("prés" Fransızcada "çayır" anlamına gelir) idi. Fransa'nın en eski manastırlarından biri olan bu yapı, dini ve entelektüel bir merkez haline geldi.
Yüzyıllar boyunca semt gelişti ve sanatçıları, yazarları ve filozofları kendine çekti. XVII. yüzyılda, Aydınlanma Çağı'nın odak noktalarından biri haline geldi; Diderot ya da d'Alembert gibi isimler salonlarında buluşuyordu. Daha sonra Fransız Devrimi bir dönüm noktası oldu: manastır yağmalandı, hapishaneye, ardından da bir manifaktür fabrikasına dönüştürüldü.
Günümüzde, Saint-Germain-des-Prés Kilisesi (Saint-Germain-des-Prés Meydanı) bu manastırın son kalıntısıdır. Roman tarzındaki çan kulesi, Paris'in en eski kulelerinden biri, bin yıldan uzun süredir semte hakimdir. Tarih meraklıları için vazgeçilmez bir durak!
Savaş sonrası altın çağ: caz, edebiyat ve bohem yaşam
Saint-Germain-des-Prés bugün Paris kültürünün simgesi haline gelmiş olsa da, bunun büyük bir kısmı 1940-1950'li yılların altın çağına dayanıyor. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra semt, entelektüel ve sanatsal yaşamın nabzını attığı bir merkez haline geldi.
Edebiyat kafe ve pastaneleri, vazgeçilmez buluşma noktalarıdır. Les Deux Magots (6 place Saint-Germain-des-Prés) ve Café de Flore (172 boulevard Saint-Germain), o dönemlerin en büyük düşünürlerini ağırlıyordu: Jean-Paul Sartre, Simone de Beauvoir, Albert Camus, Boris Vian… Burada, bir kahve ya da bir kadeh şarabın eşliğinde varoluşçuluk, felsefe ve edebiyat tartışmaları yapılıyordu.
Bu kafeler, bugün hâlâ faaliyet göstermekte olup eski cazibelerini korumaktadır. Terasları, Paris yaşamını izlemek için mükemmel yerlerdir; aynı zamanda 70 yıl önce burada yaşanan ateşli tartışmaları hayal etmek de mümkündür.
Fakat Saint-Germain-des-Prés, aynı zamanda Fransız cazının beşiğidir. Mahallenin bodrum katlarında, artık var olmayan Club Saint-Germain’de, Django Reinhardt, Sidney Bechet ya da Boris Vian (aynı zamanda trompetçiydi) müzik sahnesini devrimleştirdiler. Caveau de la Huchette (5 rue de la Huchette), 5. bölgede yer almasına rağmen, bu caz geleneğini sürdürmektedir.
Kültürün hüküm sürdüğü bir semt
Saint-Germain-des-Prés, adeta açık hava müzesidir. Sanat galerileri, tarihi kitapçılar ve anıtlarıyla her sokak köşesi bir hikâye anlatır.
Ziyaret edilmesi gereken kültürel mekanlardan biri:
Ulusal Eugène-Delacroix Müzesi (6 rue de Furstenberg): Romantik ressamın eski dairesinde yer alan bu müzede, eserlerinin yanı sıra atölyesi de bulunmaktadır.
İngilizce Shakespeare and Company kitabevi (5. bölgenin sınırında, 37 rue de la Bûcherie): 1951 yılında kurulan bu efsanevi kitabevi, Ernest Hemingway ve James Joyce gibi yazarları ağırlamıştır.
Fransa'nın Güzel Sanatlar Yüksekokulu (14 rue Bonaparte): 1648 yılında kurulan bu kurum, Monet, Degas ve Seurat gibi birçok sanatçının yetiştiği yerdir.
Saint-Germain'de mutlaka yaya caddelerinde de gezinin; örneğin, sanat galerileri, vintage mağazalar ve zanaat atölyeleriyle dolu rue de Buci ve rue de Seine.
Saint-Germain-des-Prés Kilisesi: Ortaçağ'ın bir mücevheri
Saint-Germain'den bahsetmişken, ismini taşıyan kilisesinden de söz etmemek olmaz. Tarihi eser olarak korunan bu kilise, Paris'in en eski kilisesidir. 11. yüzyıla ait Romanesk kulesi ve oyma sütun başlıkları, geçmişinin ihtişamını yansıtır.
İçeride, 19. yüzyıl freskleri ressam Hippolyte Flandrin tarafından yapılmış olup, vitrayları da binaya mistik bir ışık katmaktadır. Kilise ayrıca Childebert Ier de dahil olmak üzere birkaç Merovenj kralının mezarına ev sahipliği yapmaktadır.
İpucu: Hafta içi, ayinlerin daha az olduğu saatlerde ziyaret ederek huzurunu tam anlamıyla yaşayabilirsiniz.
Pont des Arts ve Seine Nehri: Romantik bir gezinti
Saint-Germain-des-Prés'e birkaç adım uzaklıkta bulunan Pont des Arts, Paris'in en güzel manzaralarından birini sunar. 1804 yılında Napolyon I tarafından inşa edilen bu yaya köprüsü, Louvre Müzesi'ni Fransa Enstitüsü'ne bağlar. Köprü, 2015 yılında güvenlik nedeniyle kaldırılan aşk kilitleriyle ünlüdür.
Seine Nehri kıyısında yürürken, kitapçılar ve antikacılar arasında, nadir ve eski kitaplara odaklanan Librairie de l’Abbaye (29 rue de l’Abbaye) gibi dükkanlarla karşılaşacaksınız.
Akşam olduğunda, bölge ışıl ışıl parlar ve bir kartpostal manzarasına bürünür. Seine Nehri boyunca gece yürüyüşü, Paris'i ziyaret eden herkes için olmazsa olmazdır.
Moda ve alışveriş: Parisli zarafet
Saint-Germain-des-Prés aynı zamanda bir lüks alışveriş tapınağıdır, burada lüks mağazalar, bağımsız tasarımcılar ve tarihi markalar bir arada bulunur. Rue de Rennes ve Boulevard Saint-Germain büyük markaları ağırlarken, dar sokaklar gizli hazineler saklıyor.
Ziyaret edilmesi gereken adresler arasında:
La Maison de la Truffe (19 place des Vosges): Gastronomi meraklıları için.
L’Écume des Pages (174 boulevard Saint-Germain): Seçkin bir kitap seçkisine sahip genel kitapçı.
Merci (111 boulevard Beaumarchais): Moda, dekorasyon ve kafeyi birleştiren bir konsept mağaza.
Les Comptoirs de Saint-Germain (4 rue Lobineau): Lezzetli hediyelik eşyalar için.
Moda tutkunları, Parisli tasarımcıların butiklerini, örneğin Isabel Marant ya da Sonia Rykiel'i kaçırmamalıdır; bu isimler mahallenin tarihine damga vurmuştur.
Tiyatrolar, sinema ve gece hayatı
Saint-Germain-des-Prés, gecenin çökmesiyle birlikte kültürel yaşamın canlandığı bir mahalledir. Birçok tiyatro ve gösteri salonu Paris gecelerine renk katar:
Théâtre de l’Odéon (place de l’Odéon): Altı ulusal tiyatrodan biri olan bu mekân, klasikten çağdaşa geniş bir repertuvar sunar.
Le Lucernaire (53 rue Notre-Dame-des-Champs): Yazar sineması ve canlı performanslara adanmış bir yer.
Théâtre du Vieux-Colombier (21 rue du Vieux-Colombier): Comédie-Française'e ait samimi bir salon.
Sinemaseverler için MK2 Odéon (7 quai des Grands-Augustins) vazgeçilmez bir adres. Bu sinema bağımsız filmler göstermekte ve sık sık yönetmenlerle buluşmalar düzenlemektedir.
Saint-Germain-des-Prés: Edebiyat, sinema ve müziğe ilham veren yer
Bu mahalle, yüzlerce esere ilham kaynağı olmuş ve popüler kültürde ayrı bir karakter haline gelmiştir. Edebiyatta Boris Vian, ünlü romanı L’Écume des jours'da mekân olarak kullanırken, Ernest Hemingway de Paris est une fête'de Paris gecelerinden bahseder.
Sinemada Saint-Germain-des-Prés, Leos Carax'ın Les Amants du Pont-Neuf (1991) ya da Woody Allen'ın Midnight in Paris (2011) gibi filmlerde karşımıza çıkar. Sonuncusu, mahallenin altın çağını Café de Flore'daki unutulmaz bir sahneyle onurlandırır.
Müzikte, Charles Trenet Ménilmontant'ı şarkıya dökerken, mahallenin ruhunu en iyi yansıtan Juliette Gréco, "Saint-Germain ilham perisi" olmuştur. Sous le ciel de Paris gibi şarkıları, taş döşeli sokaklarda hâlâ yankılanmaktadır.
Neden Saint-Germain-des-Prés vazgeçilmezdir?
Saint-Germain-des-Prés sadece bir mahalle değil: o, Paris kültürünün simgesi, tarih, edebiyat, müzik ve modanın buluştuğu bir yerdir. İşte onu eşsiz kılan özellikler:
Tarihi mirası, Saint-Germain-des-Prés Kilisesi ve tarih dolu dar sokaklarıyla.
Entellektüel yaşamın merkezi, edebi kafeleri ve felsefi tartışmalarıyla.
Bohem ve sanatsal atmosferi, bugün bile yaratıcıları ve hayalcileri kendine çekiyor.
Seine Nehri’ne yakınlığı, unutulmaz romantik gezintiler için.
Gelenek ve modernitenin buluşması, lüks butikler ve eski kitapçılar arasında.
Saint-Germain-des-Prés’te bir gün ya da bir hafta geçirin, size kalıcı anılar bırakacak. Öyleyse, sokaklarında dolaşmaya ve büyüleyici atmosferine kendinizi kaptırmaya hazır mısınız?
Saint-Germain-des-Prés’i ziyaret etmek için pratik tavsiyeler
Ziyaretinizin tadını tam olarak çıkarmak için birkaç tavsiye:
Ne zaman gitmeli? Mahalle yıl boyunca keyif verici olsa da, ilkbahar ve sonbahar terasta gezinti için ideal.
Nasıl ulaşılır? Metro: hat 4 (Saint-Germain-des-Prés) ve 10 (Mabillon). Otobüs: hat 39, 63