Montmartre Tepesi, Montmartre Mahallesi, ayrı bir dünya

Paris’in Montmartre Tepesi ve 130 metre yükseklikteki Montmartre Köyü, sadece bir semtten çok daha fazlasıdır: Paris’in ruhu, şehrin içinde bir köy, yüzyıllardır tarih, sanat ve bohemliğin birbirine karıştığı bir mekandır. Taş döşeli sokakları, gizli merdivenleri ve zamansız atmosferiyle bu 18. arrondissementdaki semt, her yıl milyonlarca ziyaretçiyi otantikliğin peşinde çekmektedir. Montmartre’ın neden vazgeçilmez olduğunu keşfedin ve Paris’in özünü yaşamak isteyen herkes için.

Konaklamanızı kolaylaştırmak için sitemizde altın değerinde ücretsiz bir ayrıcalık:
Bu site, size "Paris’te Konaklama Düzenleyicisi" adlı tamamen ücretsiz bir aracı sunuyor ve böylece en kısa sürede mümkün olan en çok şeyi görmenizi sağlıyor.
1/ Genel tercihlerinizi belirtin (Müzeler, Kilise, Anıtlar, Parklar vb.),
2/ Düzenleyici size ilgili tüm sayfaları önerir,
3/ Ziyaret etmek istediklerinize tıklayın,
4/ Düzenleyici her gününüz için planlamayı size geri gönderir,
5/ İsterseniz, günlük gezilerinizin coğrafi optimizasyonunu yaparak yorucu ve sıkıcı yolculuklardan kaçınmanızı sağlar.
Bunu sadece 5 tıklama ve 3 dakika içinde yapıyor. Ve gerçekten ücretsiz. Kullanmak için tıklayın: "Paris’te Konaklama Düzenleyicisi"

Biraz tarih: efsane ve devrim arasında

Montmartre, adı III. yüzyılda burada başı kesilen Paris’in ilk piskoposu Saint Denis’e atfen Şehitler Tepesi anlamına gelir. Orta Çağ’da sadece bir bağ köyü olan Montmartre, tarlalar ve değirmenlerle çevriliydi. Fakat her şey 19. yüzyılda değişti: Paris genişlerken, şehir surlarının dışında kalan Montmartre, sanatçıların, yazarların ve devrimcilerin sığınağı haline geldi.

1871 yılında semt, Fransa tarihine damga vuran Paris Komünü ayaklanmasına sahne oldu. Sokaklarında barikatlar yükseldi ve tepe direnişin simgesi haline geldi. Bugün, anıt levhalar bu olayları anımsatırken, Montmartre’un asi ruhu kafelerinde ve sanat galerilerinde yaşamaya devam ediyor.

🗺️ Harita: Doğanın içinde yenilenmek için Paris’in 10 parkı

Montmartre Tepesi’nin konumu ve ulaşımı: nasıl gidilir?

Paris’in kuzeyinde yer alan Montmartre’a metro ile Abbesses (hat 12), Anvers (hat 2) ya da Blanche (hat 2) istasyonlarından kolayca ulaşabilirsiniz. Daha pitoresk bir giriş için, Montmartre teleferiği’ni kullanabilir ve Anvers istasyonundan doğrudan Sacré-Cœur’un eteğine çıkabilirsiniz. En cesur olanlar ise nefes kesen bir manzara için Foyatier Sokağı’nın 222 basamağını tırmanabilir.

Yumuşak ulaşım tercih edenler için, otobüs hatları (30, 31, 54, 80 ve 85) da semti hizmet vermektedir. Son olarak, tamamen Parisli bir deneyim için, neden bisiklet kullanmıyorsunuz? Çevrede bisiklet yolları ve Vélib’ istasyonları bulunmaktadır.

Sacré-Cœur ve Montmartre’un inancı

Paris’e tepeden bakan Sacré-Cœur Bazilikası, başkentin en ikonik yapılarından biridir. 1875 ile 1914 yılları arasında Paris Komünü’nün suçlarının kefareti olarak inşa edilen bu Roma-Bizans tarzı kilise, pırıl pırıl beyaz mermeriyle dikkat çekmektedir. İçerisinde, Fransa’nın en büyük mozaikleri (475 m²) İsa’nın zaferini temsil ederken, kubbesi Paris’e 360 derecelik bir manzara sunmaktadır.

Montmartre sadece Sacré-Cœur ile sınırlı değildir. XII. yüzyılda inşa edilen Paris'in en eski kiliselerinden biri olan Saint-Pierre de Montmartre Kilisesi, semtin dini tarihine tanıklık eder. Daha sakin bir mekân olan Şehitler Şapeli ise Saint Denis'in başının kesildiği yer olarak kabul edilir. Turistik kalabalığın uzağında, kutsal bir yolculuk.

Müzeler ve kültürel mekânlar: Butte Montmartre'da her köşede sanat

Montmartre açık hava müzesidir. Montmartre Müzesi, Suzanne Valadon ve Maurice Utrillo'nun eski atölyesinde yer alır ve Toulouse-Lautrec, Modigliani hatta Picasso gibi sanatçıların eserleriyle semtin tarihini anlatır. Müzeden Renoir Bahçesi'ni de kaçırmayın; ressamın ilham verdiği huzurlu bir köşe.

Yakınında, Dali Paris sürrealist ustaya ait 300'den fazla eseri sergilerken, Dali Uzay sıra dışı heykel ve gravürlere ev sahipliği yapıyor. Edebiyatseverler için Dalida Evi (rue d’Orchampt) ve Renoir'ın ölümsüzleştirdiği Galette Değirmeni vazgeçilmez duraklar.

Tertre Meydanı: Montmartre'in atan kalbi

Montmartre'a uğramadan Tertre Meydanı geçmek olmaz; semtin hem sanatsal hem de turistik merkezidir. Burada sokak ressamları birkaç fırça darbesiyle geçenleri resmederken, karikatürcüler de espri yarışına giriyor. Bir teras masasına oturun, kahvenizi yudumlayın ve Picasso ya da Van Gogh dönemindeki gibi canlı bir sahneyi izleyin.

Ancak yüksek sezonda kalabalık yoğun olabilir: sabahın erken saatlerinde ya da akşamüstü gelerek ortamın tadını daha iyi çıkarabilirsiniz. Eğer orijinal bir eserle ayrılmak istiyorsanız fiyat pazarlığını unutmayın – bazı sanatçılar portreleri 50 €'nun altında sunuyor!

Mezarlıklar: hikâyeler ve efsaneler

Montmartre, Paris'in en güzel mezarlıklarından biri olan Montmartre Mezarlığı'na ev sahipliği yapar. Père-Lachaise kadar yoğun olmayan bu yerde Dalida (mezarı her zaman çiçeklerle donatılır), Émile Zola, François Truffaut ve Heinrich Heine gibi birçok ünlü yatıyor. Gölgeli patikaları ve oyma mezar anıtlarıyla neredeyse romantik bir atmosfer sunar.

Yakınında bulunan, daha küçük ve az bilinen Saint-Vincent Mezarlığı ise tarih ve huzur arayanlar için keşfedilmemiş bir gezinti sunuyor.

Paris'e nefes kesen bir bakış

Montmartre'in bu kadar çok ziyaretçi çekmesinin bir nedeni de Paris'e eşsiz bir manzaraya sahip olması. Sacré-Cœur'un avlusundan başkent panoramik olarak görünür: Eyfel Kulesi, Invalides, Pantheon... Gün batımında gökyüzü pembe ve turuncuya bürünerek büyüleyici bir manzara yaratır. Unutulmaz bir deneyim için bazilikanın kubbesine çıkabilir (ücretli) ya da merdivenlere bir şarap kadehiyle yerleşebilirsiniz.

Fotoğraf meraklıları ayrıca Marcel-Bleustein-Blanchet Meydanı'nı da sevecek; kuzey Paris'e açık bir manzaraya sahip, sakin bir bahçe. Butte'un tipik çatılarını ölümsüzleştirmek için ideal bir nokta.

Teraslar ve restoranlar: Butte Montmartre'da nerede yemek yenir?

Montmartre, Paris’in eşsiz bir köyünü andırıyor, burada geleneksel bistrolar ve restoranlar, Fransız mutfağının tadına varmanızı sağlıyor. Orijinal bir deneyim için, XIX. yüzyıldan beri sanatçılar tarafından ziyaret edilen tarihi bir mekana, Le Consulat’a gidin. Belle Époque tarzındaki dekoru ve güneşli terası, romantik bir öğle yemeği için ideal bir yer haline getiriyor.

Chez la Mère Catherine (1793 yılında kurulan Montmartre’nin en eski restoranı) ve Le Moulin de la Galette (eski tariflere dayanan yemekler sunan), gurmelere hitap ediyor. Hızlı bir atıştırmak içinse, Breton crêperileri ve el yapımı fırınlar (örneğin Boulangerie Utopie) mükemmel birer tercih oluyor.

Sakin bir akşam geçirmek içinse, Le Café des Deux Moulins (Amélie Poulain filmiyle ünlenen) ya da La Maison Rose (pembe boyanmış, sempatik bir bir ev, sempatik bir bir sembol), ideal birer tercih oluyor.

Hatıralar ve ressamlar: Montmartre’nin zanaatı

Montmartre, eşsiz hatıralar arayanlar için bir cennet. Lepic ya da Abbesses sokağındaki butiklerde, antik çerçeveler, eski baskılar, retro kartpostallar ve yerel sanatçılar tarafından üretilen el yapımı objeler bulabilirsiniz. La Boutique du Sacré-Cœur’da (bazilikanın reprodüksiyonlarını ve ürünlerini satan), mutlaka uğramanız gereken bir yer.

Sanatseverler için, Saint-Rustique ya da l’Abreuvoir sokağındaki galeriler, çağdaş eserleri sergiliyor. Ve eğer Montmartre’nin bir parçasını evinize götürmek istiyorsanız, Place du Tertre’deki ressamlar tarafından yaptırılan bir portre almanız, harika bir bir fikir olabilir.

Köy atmosferi: Montmartre, eşsiz bir yer

Montmartre’yi bu kadar özel yapan şey, onun köy benzeri bir atmosfere sahip olmasıdır. Burada, esnaflar birbirini tanır, komşular selamlaşır ve zaman neredeyse durmuş gibidir. Paris’in en pitoresk sokaklarından biri olan l’Abreuvoir’de gezinin ya da passage des Abbesses gibi ya da village Saint-Paul gibi gizli geçitleri keşfedin.

Bu semt, turizm patlamasına rağmen, hâlâ bohem ruhunu korumaktadır. Butte eteğindeki Saint-Pierre pazarı (kumaşlar için) ya da cordonniers, relieurs ya da ébénistes gibi küçük zanaat atölyeleri, Montmartre’nin her şeyden önce bir yaşam alanı olduğunu hatırlatmaktadır: burada, sanat ve günlük hayat iç içe geçmektedir.

Montmartre’nin asması: bir şarap mirası

Bilmeyenler için: Montmartre’nin kendi asması bulunmaktadır! Rue Saint-Vincent’ta bulunan Clos Montmartre, her yıl birkaç yüz şişe tamamen Montmartre’ye ait bir kırmızı ve beyaz şarap üretmektedir. Ekim ayında düzenlenen Fête des Vendanges adlı hasat şenliği, binlerce ziyaretçiyi cezbetmektedir.

Üretilen şaraplar ticari olarak satılmamaktadır (yardım amaçlı açık artırmalara tahsis edilmektedir), fakat bazı etkinlikler ya da yerel şarap barlarında tadına varabilirsiniz. Bu gelenek, Orta Çağ’da hâlâ Montmartre’nin tepelerini kaplayan asmaların varlığını hatırlatmaktadır.

Neden Montmartre görülmesi gereken bir yer?

Montmartre, sadece turistik bir durak olmanın ötesinde; duyusal ve duygusal bir deneyimdir. Zengin tarihi, nefes kesen manzaraları, sanatsal havası ve köy şirinliğiyle bu semt, Paris’in ruhunu yansıtır. Sanata, tarihe, gastronomiye meraklı olun ya da sadece özgünlüğün peşinde olun, Montmartre sizi büyüleyecektir.

Öyleyse, vakit ayırın, dar sokaklarında kaybolun, Sacré-Cœur’ün merdivenlerinden manzarayı hayranlıkla izleyin ve bu dünyada benzersiz yerin sihrine kendinizi bırakın. Toulouse-Lautrec’in dediği gibi: « Montmartre’de sanat ve özgürlük solunur. »

Peki ya siz? Montmartre’daki en sevdiğiniz adres hangisi? Yorumlarınızda favori yerlerinizi paylaşın!